Korkunun Renkleri 4
Hıdır Amangeldi
Türkçesi: Hüdayi Can
(Önceki Bölüm)
O zamandan beri bir baksan kaç asır geçti, kaç nesil değişti. İnsanoğlunun ilmi gelişti. Onlar kolerayı yendiler. Ama Korku’ya gelince, onun karşısındaki tutumları hâlâ eskisi gibiydi. Belki geri adım attıkları da olmuştur, ama ilerlemeden bahsetmek gerçekten ne kadar zor.
Korku elinden geldiğince Murat’a kendisinden kötülük gelmeyeceğini göstermeye çalışıyordu.
"Hadi sürsene arabayı. Zaten çocukların aşık oynayışına dalıp yarım gününü geçirdin."
Korku maksadına ulaşamıyordu. Murat’ın ansızın karşısına çıkan yabancıdan korkmamaya çalışıp daha fena korkuşu gibi, Korku da onu korkutmamaya çalıştıkça daha fena korkutuyordu.
“Bu benim aşık oynayan çocukların yanında durduğumu nereden biliyor acaba? Yoksa önceden beri takip mi ediyordu? Hem bunu bir yerlerden gözüm ısırıyor ama acaba nereden?”
Murat’ın diline sadece o az önceki tek soru geliyordu:
"Peri ecinni değilsen sen kimsin?"
Korku, Murat’ın dikkatini dağıtmak istedi:
"Havanın ne kadar güzel olduğuna baksana. Bu yıl kış da olmadı. Yakında erikler çiçek açar."
Murat elinden geldiğince çabuk düşünmeye çalışıyordu. “Dışarıdan baksan bunun gövdesi benimki kadar da yok gibi. Gel, buna biraz yükleneyim. Korkmadığımı görürse belki kendi korkar. İnsandan, periye cine varıncaya kadar bütün mahluklar korkarmış ya… Nihayet, taksi benim taksim. Bu niçin kendini patron gibi göstermeye çalışıyor. Görsen baksan, aylak aylak dolaşan züğürdün biridir. Ne ervahtır, ne de cin. Hiç cinin böyle sıcak bakışları, böyle şefkatli gözleri olur mu? Ben korkuma onun arabaya nasıl bindiğini görememiş olamam mı yani? ‘Korkana çift görünür.’ derler ya. Ben korkumdan olmadık şeyler düşünüyorum. Ben bu korkaklığımı ne zamana kadar sırtımda bir kambur gibi taşıyacağım?!”
Murat birden arabadan indi de Korku’nun oturduğu taraftan gelip, arabanın kapısını açtı.
"Niçin patronluk taslayıp duruyorsun, in arabadan. Peri de olsan, cin de olsan in. Bu kadar oyun yeter. Tatlı dilden anlamaz, nankör adam. Buldun şaka yapacak zamanı. Yanında paran yoksa ne demeye taksiye biniyorsun? Git, yayan gez!.."
Korku’nun korkusu da bu idi. O kovulduğu zaman hiçbir şey yapamıyordu. Korku Murat’ın gözünde erir gibi oldu, yitip gitti. Giderken de:
"Olur, dedi, git dersen giderim. Ama seni biraz önceki beladan koruyan bendim. Ben gidersem seni gelecek belalardan hiç kimse korumayacaktır."
(Devam edecek.)
Türkçesi: Hüdayi Can
(Önceki Bölüm)
O zamandan beri bir baksan kaç asır geçti, kaç nesil değişti. İnsanoğlunun ilmi gelişti. Onlar kolerayı yendiler. Ama Korku’ya gelince, onun karşısındaki tutumları hâlâ eskisi gibiydi. Belki geri adım attıkları da olmuştur, ama ilerlemeden bahsetmek gerçekten ne kadar zor.
Korku elinden geldiğince Murat’a kendisinden kötülük gelmeyeceğini göstermeye çalışıyordu.
"Hadi sürsene arabayı. Zaten çocukların aşık oynayışına dalıp yarım gününü geçirdin."
Korku maksadına ulaşamıyordu. Murat’ın ansızın karşısına çıkan yabancıdan korkmamaya çalışıp daha fena korkuşu gibi, Korku da onu korkutmamaya çalıştıkça daha fena korkutuyordu.
“Bu benim aşık oynayan çocukların yanında durduğumu nereden biliyor acaba? Yoksa önceden beri takip mi ediyordu? Hem bunu bir yerlerden gözüm ısırıyor ama acaba nereden?”
Murat’ın diline sadece o az önceki tek soru geliyordu:
"Peri ecinni değilsen sen kimsin?"
Korku, Murat’ın dikkatini dağıtmak istedi:
"Havanın ne kadar güzel olduğuna baksana. Bu yıl kış da olmadı. Yakında erikler çiçek açar."
Murat elinden geldiğince çabuk düşünmeye çalışıyordu. “Dışarıdan baksan bunun gövdesi benimki kadar da yok gibi. Gel, buna biraz yükleneyim. Korkmadığımı görürse belki kendi korkar. İnsandan, periye cine varıncaya kadar bütün mahluklar korkarmış ya… Nihayet, taksi benim taksim. Bu niçin kendini patron gibi göstermeye çalışıyor. Görsen baksan, aylak aylak dolaşan züğürdün biridir. Ne ervahtır, ne de cin. Hiç cinin böyle sıcak bakışları, böyle şefkatli gözleri olur mu? Ben korkuma onun arabaya nasıl bindiğini görememiş olamam mı yani? ‘Korkana çift görünür.’ derler ya. Ben korkumdan olmadık şeyler düşünüyorum. Ben bu korkaklığımı ne zamana kadar sırtımda bir kambur gibi taşıyacağım?!”
Murat birden arabadan indi de Korku’nun oturduğu taraftan gelip, arabanın kapısını açtı.
"Niçin patronluk taslayıp duruyorsun, in arabadan. Peri de olsan, cin de olsan in. Bu kadar oyun yeter. Tatlı dilden anlamaz, nankör adam. Buldun şaka yapacak zamanı. Yanında paran yoksa ne demeye taksiye biniyorsun? Git, yayan gez!.."
Korku’nun korkusu da bu idi. O kovulduğu zaman hiçbir şey yapamıyordu. Korku Murat’ın gözünde erir gibi oldu, yitip gitti. Giderken de:
"Olur, dedi, git dersen giderim. Ama seni biraz önceki beladan koruyan bendim. Ben gidersem seni gelecek belalardan hiç kimse korumayacaktır."
(Devam edecek.)
Yorumlar
Yorum Gönder