Korkunun Renkleri 6

Hıdır Amangeldi
Türkçesi: Hüdayi Can

(Önceki Bölüm)

Korku yavaş yavaş rüzgarın önünde dalgalanır gibi dalgalanıp gitti. Yerden ayrıldı ve Murat’tan uzaklaşmaya başladı. Murat tüm benliğiyle, sanki tek tek bütün hücreleriyle Korku’nun son sözlerini tekrarlıyordu. “Bundan sonraki belalardan seni koruyacak kimse yoktur.” Murat onun yitip bir daha bulunmamasından korkup aceleyle “Dur!” diye bağırdı.
Murat geniş bir meydanda durduğunu gördü. Çevre ıpıssız, çırılçıplaktı. Ne şehir vardı, ne insanlar. Hatta Murat kendi varlığından yokluğundan da emin değildi. Kendisinin var olduğuna delil gösterebilecek bir şey de yoktu. Korku bütün varlığı almış gidiyordu. Onun gidişiyle, varlık da onun eteğiymiş gibi sürüklenip gidiyordu sanki. Murat tüm gücüyle “Dur, gitme!” diye bağırıyordu. Bir yandan da bir sağa bir sola koşuyordu. Onun o tarafa bu tarafa koşması da manasızdı. Çünkü çevresinde taraf denilebilecek bir taraf da yoktu. Ne ilerisi belliydi, ne gerisi. Ne aşağı vardı, ne yukarı. Çevresi kelimenin tam anlamıyla boşluktu. Bomboştu.
Murat, Korku'nun uzakta gitmekte olduğunu gördü. Arkasından koşup yetişti. Ellerine sarıldı. “Dur!” Korku bir an durur gibi yaptı da yine gözden kayboldu. Korku'nun eli Murat'ın elinden su gibi aktı gitti. Olanlara aklı ermese de Murat bu yabancıyı yitirmekten korkuyordu. Korku sanki onun kalbinin en hayati damarlarını koparmış, çekip götürmekteydi. Murat içinden, “O melektir, mutlaka melektir. Bana yardıma gelmiştir.” diye fısıldıyordu. Çevresinin soğukluğuna rağmen sırılsıklam tere batmış olduğunu hissetti. Bu yerler de Murat'a yabancıydı. Böyle bir boşluğu ömründe bir defacık bile ne görmüş, ne de aklının ucundan olsun geçirmişti. Bir bakıma buna da şükür diyordu, neyse ki hava vardı. Ayağı -nereye olduğunu tanımlayamasa- da bir yere basıyordu. Terliyor, soğuğu hissedebiliyordu.
Murat “Keşke bütün bu olanlar bir rüya olsaydı. Uyansaydım, hepsi bir anda bitseydi.” diye düşündü. Ama düş de ne demek, her şey hakikatten daha hakikatti.
Korku uzaktan tekrar göründü. Murat ona doğru koştu. Korku bir görünüp bir kayboluyor, sanki Murat'a dille anlatılamayacak bir şeyleri anlatmaya çalışıyordu. Korku'nun bir görünüp bir kayboluşu, Murat'ın da kolunu açıp oraya buraya koşuşturması, sanki bir klasik müzik parçasını hatırlatıyordu. Meşhur bir piyanist, kendini dünyaya tanıtmış büyük bir bestekarın eserini çalıyor gibiydi. Gönle ferahlık verecek geniş bir konser salonu, hoş avazlarla dolmuştu. Sahne, koltuklar, dinleyiciler var olsalar da yok gibiydiler. Yalnız, bir alçalıp bir yükselen; bir kaybolup sonra tekrar ortaya çıkan dışarı çıkmak isteyip de bir türlü duvarların dışına çıkamıyormuş gibi o duvara bu duvara başını toslayan nağmeler vardı. Onların insan kalbinde uyandırdığı duyguları dille anlatmanın mümkün olmayışı gibi Korku ile insanın bu çıplak zeminde kendini oradan oraya vurmasını da dille açık bir şekilde anlatabilmek mümkün değildi.
"Sen gerçekten de benim kurtarıcım mısın?"
"Evet."
"Sen beni belalardan koruyan koruyucu melek olmalısın."
"Hayır."
"Öyleyse kimsin sen?"
"Ben Korku’yum. Her insanın kalbinde yaşayan korku."
"Madem ki kurtarıcısın, niçin kimse senden hoşlanmıyor?"
"?!"
"Yağmur damlaları düşmeye başladı. Sen ağlıyor musun? Kusura bakma."
Korku yine gözden kayboldu. Murat onun arkasından koşarken bir yandan da bağırıyordu.
"Dur artık! Arkandan koşmaktan yoruldum. Bu boşluk, bu karmakarışıklık senin yokluğundan mı? Dur biraz, dur da anlat."
Korku durdu. Murat soluk soluğa konuşuyordu:
"Ben seni önceden de bir defa görmüştüm, ama ne zaman, nerede hatırlamıyorum."
Korku'nun bileğinden tutup onu kaçırmamaya çalışan Murat birden arabasının içinde oturmakta olduğunu anladı. Biraz önceki boşluk tuz buz olmuş, esamesi bile kalmamıştı. Şaşılacak şey, bu değişim Murat'ı şaşırtmamıştı. O bu olanlara olmazsa olmaz, tabii olaylarmış gibi bakıyordu. Korku da onun yanındaydı.
"Hatırlıyor musun, köyün ilerisindeki bayırda koyun güdüyordun. O yıl da bu yıl olduğu gibi kış fazla sert geçmemişti. Bahar erken gelmişti. Her taraf yemyeşildi. Siz aşık oynuyordunuz. Kör kuyunun başında ben sana bir defa görünmüştüm ya işte o zaman da seni ben kurtarmıştım."
Murat o kör kuyuyu, o erken gelen baharı hatırlamak istemezdi. Elinden gelse hafızasının o bölümünü tamamen yok ederdi. Ama şimdi hatırlamadan edemedi.

(Devam edecek.)

Yorumlar

Popüler Yayınlar