YAĞMUR

Gurbandurdı Geldiyev
Türkmenceden Aktaran: Hüdayi Can - Gurbandurdı Geldiyev

1.

Bu beyaz yağmurlar hep, günde yağmaz,
Bir an fırsatını kaçırmaz bahar.
Günler göçebedir, göçünden kalmaz,
Sanırsın gençliğim, tez geçer bahar.
Bu beyaz yağmurlar hep, günde yağmaz,
Kalbe sindir ilhamından, cûşundan.
Serseri bulutlar bir an beklemez,
Mana çıkar, ceyhun olup yağşından.

Bu çırpınan seller hep, günde gelmez,
Çaylara ün edip inmesi vardır.
Baş tutturmaz, bent saklamaz, savulmaz,
Bu deli sellerin namusu vardır!

Seller ak yağmurun ilhamı, cûşu,
Mana al: cûşundan yollarda sınar.
Kara dağ – kuvveti, kara yer – öcü,
Kendisi de sonra toprağa siner.

Bu düzde yakamoz yoktur, hep, günde,
Her gün inci takmaz, yıkanan otlar.
Mantar külbesinde, kösük kökünde,
Çocukluk çağırır, git, bu vakitler.

Bu Gün de parlayıp durmaz hep, günde,
Kız kokulu kırda sarhoşluk yatıyor.
Git, gençlik bekliyor, çiçek halinde,
Gonca kucağında, aşkın yatıyor.

… Bu beyaz yağışlar hep, günde yağmaz,
Ceyhun olup yağışından mana al.
Bu çırpınan seller hep, günde gelmez,
Deli selin inişinden mana al.
Esriyen düzlerde bahar eğlenmez,
Goncaların gülüşünden mana al.

Gençlikte kamillik firasetin al.
Kamil yaşta gençlik hevesini al.
Mana al sen, ihlasından yağmurun
Ve sedasız sinişinden mana al.


2.


Yıllar urganlıydı. Yıl yürümezdi.
Bön bön bakarlardı, ipi dolaşıp.
Kamçılardık gece ile gündüzü,
Çünkü bekliyordu o güzel gençlik.

Aylar dolanmazdı, hep bekletirdi.
Günler duşaklıdır, hiç geçmez sandık.
Her gün şakır şakır yağmur yağardı,
Yağmurlardan artık bıktık, usandık.

Oyuncu çocukluk bezmiş yağıştan,
Kah çiseler, kah sel olup yağardı.
Minneti çekerdik yırtık papuçtan,
Elbisemiz tek kat – bilip yağardı.
Gündüzleri gece kılıp, yağardı.

Günler yavaş yavaş duşağın kesti.
Yıllar ipin kırdı, yürüklük buldu.
Bir yenilik buldu dudağın üstü,
Bir ilginç ahenkle yürekler vurdu.

Yağdı mı yağmurlar?
Yağmadı mı ya?
Hep, günde mi yağdı?
Ayda ya yılda?
Hadi, şimdi bil de?!
Sen bilebilsen,
Yağmurlar yağar mıydı aslında?
Bilemem, aklıma gelmiyor şimdi.


Bir gün günler on bir binin getirdi,
Akıl başa geldi, kalp sakinleşir.
Fakat yıllar akar dağ seli gibi,
Bir göz kırpımında, günler değişir.
Bu ne tezlik, nasıl böyle şey olur…

Daha dün otuzdu, bugün kırk yetti.
Saçlara ak yetti, omza yük yetti.
Yağmur gitti,
Günü duşaklılara.
O sağanak yağmur bizi terketti.

Burnu kopan o küçücük papuçlar,
Halimizi anlar, bizi bağışlar.
Gün duşaksız imiş, yıl urgansızmış…
… ve çok seyrek yağıyormuş yağışlar.


3.


Gözünü açmıyor yağmurdan bahar,
Yağış geceleri güne uladı.
Denizde kurulmuş gibiydi şehir,
Dağlar bulamacın düzde buladı.

Şehirliler zaten şımarık millet,
Sakin göçebeler bile nihayet
Şaşırdı: “Olmasın bunda bir niyet…”
“Aman rabbim, bu nasıl bir kıyamet?”
“Bugün de kurumaz çocuğun bezi.”
“Acep öğlen dinecek mi kim bilir?”
“Temmuz ağustosta inmez damlası…”
O hem yağıp, hem şikayet dinliyor.

Adamlar yakınıp, ederler gıybet.
Yağmur ise yağa yağa sel etti.
Dizgini boynunda – güzel bu gayet…
Yağdı, yağdı, yağdı… İçin soğuttu.

Kimse ona “artık yeter” diyemez,
Onunda umrunda değil kimseler.
Sevinse de, yerinse de bu iller,
Nasıl?
Ne zaman yağar?
Kendisi bilir:
Bugünler yağıyor mu, hiç dinmeksizin,
Demek,
bu an,
böyle,
yağmak istiyor.

("Düşte Devam Ediyor"dan)

Yorumlar

Popüler Yayınlar