Korkunun Renkleri 15

Hıdır Amangeldi
Çeviren: Hüdayi Can

(Önceki Bölüm)

Cengiz Han, “Ben korkuyorum, ben kabrin karanlığından korkuyorum.” diye başını karısının dizlerine koyup hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. O şu anda karısı kadar da yoktu. Sadece adı Cengiz Han’dı. Karısı, hanlar hanı Cengiz Han’ı nasıl teselli edeceğini, derdine nasıl derman olacağını bilemiyordu. Çevrede büyük büyük şehirler alevler içinde yanıyordu. Murat ve Korku uzaktan Cengiz Han’ın ölüm karşısında nasıl küçüldüğünü izliyorlardı. Murat genzini yakan tütsüyle birlikte bu işe nasıl şaşırıyordu ne dil anlatabilir, ne kalem yazabilir.
"Vakit dediğimiz nesne hiçbir şey değilmiş. Dünyayı kana boyayan Cengiz Han'ın yaktığı yıktığı şehirlerin tütsüsünün kokusu hala burnumuzda. Onun böyle küçülüp karısının dizinde ağlayışı, hıçkırıkları hala kulaklarımızda. Hatta bu gidişle dünya tekerleği okundan çıkıncaya kadar da kulaklarımızdan gitmeyecek. Aslında böyle bir adamın dirilikle ne işi olabilir. O ne yapsın hayatı?! Keşke fıskiyeli fevvareli havuzların başında, sülgünler tavuslar arasında, tavus gibi cariyeleri etrafında dans ettiren, dünyanın zevkine safasına teşne hükümdarlardan olsaydı. Sürekli seferde. Köşkü eyvanı da çadırdır. Onun kendisine Cengiz Han dedirmek için çektiği azabı kapısındaki it çekse dayanamazdı."
İçinden böyle fikirler geçiren Murat, Muhammed Şah'ın, Cengiz Han'ın korkusu yanında kendi korkusunun hiçbir ehemmiyetinin olmadığını anladı. Kendisini onlardan daha cesur mu saysın, yoksa korkak mı saysın bilemedi. Sonra da; "Ben de kim oluyorum?! Cesur da olsam, korkak da olsam ben de kim oluyorum?! Ne bir Muhammed Şah, ne de bir Cengiz Han..." diye kendini temize çıkarmaya çalıştı.
Korku başını kaldırmadan seslendi. Onun sesi asırlarca uzaktan, derin vadilerden geliyor gibi işitiliyordu.
"Padişahının suçu için halk da aynı ölçüde suçludur. Küçük taş büyük taşı taşıyamıyor. Dışarıdan baksan padişah halkını taşıyor gibidir, ama aslında halk padişahını taşır."
"Sen Muhammed Şah'ın suçundan dolayı halk da cezasını çekti mi demek istiyorsun?"
Korku cevap vermedi. Kısa süre devam eden sessizlikten sonra Korku tekrar gözlerini Murat'ın gözlerine dikti:
"Ayrıca, herkes kendi hayatının Cengiz Han'ı, Muhammed Şah'ı, Celaleddin'idir. Sen bunu iyi bilirsin."
Murat konuşmanın yine şahlara hanlara kaymasından hoşnuttu:
"Sen benim yanıma geldiğin gibi onların yanına da gittin mi?"
"Evet, gittim. Ama onlar benden yüz çevirdiler. Ben onları terk etmek zorunda kaldım."
Murat Korku'yu yine anlamamıştı. Hiç korkak da Korku'dan yüz çevirir mi? Yine de doğrudan soramadı. Korku da hiçbir açıklama yapmadı.

(Devam edecek.)

Yorumlar

Popüler Yayınlar